SİBİRYA ALTINLARI

Rus ulusu, tarih sahnesine ikinci bin yılda çıkmıştır. Bundan öncesinde ait Rus tarihinde pek kayda değer bir şey yoktur.
Var olan eskiye ait tarih, Slav kabilelerinin tarihidir.
Moskova adı ilk kez 1147 ‘de yazılmış bir vakayinamede geçer.
İlk Rus çarı Korkunç İvan’dır. 1547 yılında çar unvanıyla taç giymiştir.
Ondan önceki prensliklerin başındakilere Knez denirdi.
Ruslar, 16. Yüzyılın başlarına kadar, 300 yıla yakın Altınordu devletinin egemenliği altında yaşamışlardı. Düşünün ki, 300 yıla yakın Türk-Moğol kökenli Altınordu devletinin egemenliğinde yaşayan Ruslar, bu dönemi, hem Çarlık dönemi tarihlerinde, hem de Sovyetler birliği dönemi tarihlerinde bahsetmemek için uğraşmışlardır.
İlk Rus tacı, Altınordu hanlarının Moskova prensine gönderdiği bir serpuştur.
Altınordu Han’ının müsadesiyle Moskova Knez’ine törenle giydirilmiştir. 
Ortodoksluk, 11. yüzyılda Rusların resmi dini olarak ilan edilmiştir.
Rusları tarih sahnesinde önemli bir yere oturtan Çar, 1. Petro’dur. (1672-1725). Bizdeki tanımıyla deli Petro. Gerçekte Rusya için büyük Petro’dur. Ülkeyi çağ atlatmıştır. 
Bu tarihe kadar Rus tarihinde başarı görülmez.
Modern Rus Edebiyatının mucidi, bizim bildiğimiz Türkçeyi konuşan Gagavuz Türk’ü entelektüel Antioch Kantemir (1709-1744)’dir.
İlk Rus bilim adamı, köy çocuğu Lomonosov (1711-1767’dur. Kimyager, fizikçi, gökbilimci, meteorolog, jeolog, madenbilimci, tarihçi, ekonomist ve metalbilimcidir.
Lomonosov’un Rus dilinde yazdığı eser ilk bilimsel Rus eserdir. 
“Metalurjinin Temelleri” adlı kitap, altın damarlarının nasıl bulunacağını, nasıl çıkarılacağını ve işleneceğini anlatır. 
İşte, Rusya’nın kalkınmasını ve Anlantik’ten Pasifik’e kadar inşa edilen demiryollarının gerçekleşmesini sağlayan: Sibiryadaki Türk yurtlarının ırmak yataklarından toplanan altınlardır. 
Ve bu Türk yurtlarından toplanan altınlar, mermi olarak Türk’lere geri dönmüştür.
Türkler, ok ve yayla tüfeğe karşı koyamadılar. 
Bundaki en büyük pay, Osmanlı’nın Türk milletine yeterince sahip çıkamamasıdır. Türklere Araplar kadar değer vermemesindendır. 
Osmanlı; Türk çocuklarını Yemen çöllerinde heder edinceye kadar, Asya’daki, Sibiryadaki Türk topluluklarına sahip çıksaydı, bugün Japon denizine kadar, tüm Türkistan ve Sibirya bizimdi. 
Tüm Asya kıtasındaki Türklerle, dil, tarih, ülkü, kültür ve kader birliği yapmak Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük uğraşısı olmuştur.
Türkiyat enstitüsü, Türk tarihi tetkik kurulu, Türk dil kurultayı, Tarih kurultayı, Türk Tarihinin ana hatları çalışmaları bunun içindi. 
Kendisinden sonra bunların hepsi durduruldu. 
Türk yurtlarından çıkarılan altın ve gümüş muazzam miktarlardadır.
1845 yılına gelindiğinde, Sibirya tek başına dünyada çıkan altının yüzde 40’ını veriyordu.
1910 yılına gelindiğinde Rusya hazinesine yılda 40 ton altın giriyordu.
Ve Sibirya adı Türk dillerinde -Uyuyan Topraklar-
anlamına geliyordu. Çok anlamlı değilmi.?
Hala uyuyoruz.

Kaynak:
Kemal Özalp –  Arkeoloji Sanat & Dinler Tarihi;KENAN ÖZEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up